﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dora Hospital &#187; İç Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.dorahastanesi.com/ozel-hastane/ic-hastaliklari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dorahastanesi.com</link>
	<description>Mutlu Yarınlara</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Oct 2009 10:40:10 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Tiroid Hastalıkları</title>
		<link>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/tiroid-hastaliklari.html</link>
		<comments>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/tiroid-hastaliklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 14:18:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[özel hastane]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit hastalıkları korunma yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit hastalıkları nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit hastalıkları tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dorahastanesi.com/?p=199</guid>
		<description><![CDATA[Tiroit hastalıkları nasıl teşhis edilir? Hastanın vereceği öykü tanıda ilk adımdır. Yakınmaların nasıl ve ne zaman başladığı nasıl seyrettiği hekime tam olarak anlatılmalıdır. Ayrıca daha önceden geçirilmiş sorunlar ayrıntıları ile belirtilmeli ve ailede tiroit ile ilgili sorunu olan bireyler hatırlanmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tiroit hastalıkları nasıl teşhis edilir? Hastanın vereceği öykü tanıda ilk adımdır. Yakınmaların nasıl ve ne zaman başladığı nasıl seyrettiği hekime tam olarak anlatılmalıdır. Ayrıca daha önceden geçirilmiş sorunlar ayrıntıları ile belirtilmeli ve ailede tiroit ile ilgili sorunu olan bireyler hatırlanmalıdır. Bu bilgilerden elde edilenler hekime isteyeceği tetkikler hakkında fikir vereceği gibi gereksiz tetkiklerin de yapılmasını bir ölçüde önleyecektir.</p>
<p>Tanıda ikinci önemli adım hastanın hekim tarafından muayenesidir. Gerek tiroit bölgesinin gerekse diğer sistemlerin muayenesi hastalık hakkında önemli ipuçları verecektir. Böylece tiroitte büyüme olup olmadığı, varsa büyümenin şekli ve kanseri çağrıştırıp çağrıştırmadığı belirlenir ve tiroidin çalışması hakkında fikir sahibi olunabilir. Bu bölümde de hasta ile hekim arasındaki uyum olması önemlidir.</p>
<p>Kan testleri<br />
- Kanda TSH ve tiroit hormonlarının (T3 ve T4) düzeylerinin ölçülmesi: Tiroidin çalışması hakkında önemli bilgiler verir. Başlangıçta öykü ve muayenede çalışma bozukluğu belirlenememişse tek başına TSH\&#8217;nın ölçülmesi yeterli olabilir. Duyarlı bir sonuç elde edilebilmesi için TSH\&#8217; ya sensitif ya da ultrasensitif yöntemle bakılması tercih edilir. Üstünde önemle durulması gereken nokta: Bu tetkiklerin normal olması tiroidin çalışmasının normal olduğunu gösterir. Hastada guatr, tiroit kanseri gibi diğer hastalıkların olmadığını belirlemez.</p>
<p>Bunlar için diğer tetkiklere gereksinim olabilir.<br />
- Bağışıklık sistemini kontrol eden testler: Bunlar antitiroglobulin antikor ( ATA ), anti TPO antikor ( AMA ) ve Anti TSH-R ( TRAb ) gibi isimler almaktadır. Graves hastalığı, Hashimoto hastalığı ve bazı tip tiroiditlerin tanısında yardımcı olurlar.</p>
<p>- Tiroglobulin tayini: Bu test özellikle tiroit kanseri nedeniyle ameliyat olmuş hastaların izlenmesinde önemli ip uçları vermektedir. Ancak bu testin tam olarak değer kazanabilmesi için bireyde gözle görülebilir tiroit dokusunun kalmamış olması gerekmektedir.</p>
<p>- Medüller kanserlerin tanı ve tedavisinde kanda tirokalsitonin: adı verilen bir hormonun ölçülmesi faydalı bilgiler verir.</p>
<p>- Yine medüller kanser olan ailelerde diğer bireylerin taranması için ret genindeki mutasyonları gösterecek genetik çalışmalar yapılabilir.</p>
<p>Tiroid bezinin büyümesi ( Guatr )<br />
Halk arasında, boynun ön tarafında bir kitle oluşması olarak algılanan guatr; birçok vücut fonksiyonunda denge unsuru olan tiroid bezinin büyümesine denmektedir. Bu büyüme, tiroid bezinin işlevini de olumsuz etkiler. Tiroid bezi normalde yaklaşık 15-25 gram ağırlığında olan bir iç salgı bezidir. Boyunda nefes borusunun iki tarafında yer almaktadır. Kanlanması çok fazla olan bir organdır. Tiroid bezi tiroid hormonlarını salgılar ve kana verir.</p>
<p>Tiroid bezi büyümesi iki şekilde değerlendirillmektedir;<br />
Diffüz hiperplazi; bu durumda sadece büyüme vardır ve tiroid bezi içinde başka oluşum ve patoloji yoktur. Genellikle denizden uzak yerlerde (iyot eksikliğine bağlı) görülür.<br />
Nodüler guatr; bu durumda ise tiroid bezinin içinde mercimek veya nohut büyüklüğünde, bazen daha da büyük kitleler mevcuttur.</p>
<p>Eğer hastada tiroid hormonlarının salgılanmasında herhangi bir bozukluk yoksa, hastalık genelde boyun ön bölümünde şişkinlikle fark edilir. Bu şişkinlik yutkunmakla hareket eder. Büyük guatrlarda baskıya bağlı nefes almakta zorluk ve ses kıslklığı olabilir. Bazen tiroid dokusu fazla büyür ve göğüs kafesinin içine bile girebilir.<br />
Doktor, elle muayenede tiroid bezinde büyüme olup olmadığını ve hatta çoğu zaman nodülleri fark edebilir.Bu durumda hastadan tiroid ultrasonografisi, tiroid hormonları (kan tetkiki) ve gerekirse tiroid sintigrafisi istenir. Bazen iğne biyopsisi (parça alınması) gerekebilir.&#8221;</p>
<p>Bu muayene ve tetkikler sonucu guatrın tedavisi için nasıl bir yöntem izleneceği belirleniyor. ilaç tedavisinin yanında hekimin uygun gördüğü durumlarda ameliyat gerekebiliyor.<br />
Ultrasonografi ve tiroid sintigrafisi teşhiste çok önemli rol oynamaktadır. Bu tetkikler sırasında eğer tiroidde tek nodül bulunduğu saptanırsa ve bu sintigrafik olarak soğuk nodülse, bu nodülde kanser olma riski de bulunmaktadır.<br />
Diffüz hiperplazide (basit guatrda) eğer tiroid bezi çok büyümüş ve nefes almayı zorlaştırıyorsa veya estetik olarak hastayı rahatsız ediyorsa ameliyat öneriliyor.</p>
<p>Nodüler guatrda ise<br />
1- Kanser şüphesi.<br />
2- Bası belirtileri.<br />
3- Hipertiroidi,<br />
4- Göğüs kafesinin içine büyüme.<br />
5- Kozmetik bir gerekçe olduğunda (boyunda şekil bozukluğu varsa) hastalar ameliyat edilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/tiroid-hastaliklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obezite</title>
		<link>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/obezite.html</link>
		<comments>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/obezite.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 14:03:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Obez]]></category>
		<category><![CDATA[Obez nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dorahastanesi.com/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[Obezite:Obezite, yani şişmanlık genel anlamda vücutta gereğinden fazla yağ dokusu depolanması şeklinde tarif edilebilir. Bir kişi günlük ihtiyacından daha fazla kalori aldığında fazla olan bu enerji yağ hücrelerinde trigliserit adı verilen maddeler şeklinde birikir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Obezite:</strong>Obezite, yani şişmanlık genel anlamda vücutta gereğinden fazla yağ dokusu depolanması şeklinde tarif edilebilir. Bir kişi günlük ihtiyacından daha fazla kalori aldığında fazla olan bu enerji yağ hücrelerinde trigliserit adı verilen maddeler şeklinde birikir.</p>
<p>Burada hemen obezite ile kilo fazlalığı arasındaki fark vurgulanmalıdır. Obezite vücuttaki yağ dokusunun gereksiz yere fazla olmasıyken kilo fazlalığı “ideal vücut ağırlığının“ üstünde olmak demektir.Bir kişi ideal kilosunun üstünde olmasına rağmen şişman olmayabilir. Özellikle düzenli egzersiz yapma alışkanlığını sürdüren kadınlarda kas kitlesinin artışı vücut ağırlığının yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle kilo belirlenmesi yerine vücut yağ oranının saptanması bir kişinin obez olup olmadığının belirlenmesinde daha geçerli bir kriterdir.</p>
<p>Vücut yağ oranının saptanması en doğru şekilde insanın suya batırılarak (hidrodansitometre) vücut yoğunluğunun ölçülmesiyle gerçekleştirilir. Deneysel olarak en başarılı yöntem bu olmasına karşın, pratik olmaması nedeniyle klinik değerlendirmede kullanılamamaktadır. Bunun yerine cilt kalınlığı ölçümü veya diğer bazı teknikler veya aşağıda yer alan basit hesaplamalar kullanılmaktadır.</p>
<p>İDEAL VÜCUT TARTISI:<br />
Lorentz-Vandervael formülü :<br />
Kadınlarda: İdeal vücut tartısı= 50 kg + (boy cm.-150) x 0,6<br />
Erkeklerde: İdeal vücut tartısı kg.= 50 + (boy cm-150) x 0,7</p>
<p>BEDEN KİTLE İNDEKSİ (BKİ) : BKİ Vücut tartısının vücut yuzeyine oranını belirtir.<br />
BKİ: vücut ağırlığı (kilogram) / boy (metre) kare şeklinde hesaplanır.<br />
İdeal vücut tartısına göre şişmanlık üç sınıfa ayrılabilir.</p>
<p>Obez(hafif orta): Ağırlığı ideal vücut ağırlığının % 130 ile % 160 kadarı.<br />
MORBİD Obez(ağır şişman): Ağırlığı ideal vücut ağırlığının % 160 ile % 225’i.<br />
SÜPER Obez(aşırı şişman): Ağırlığı ideal vücut ağırlığının % 225’inden fazla olanlar.<br />
BKİ’ne göre OBEZİTE olguları 5 gruba ayrılır:</p>
<p>Normal:BMİ 22-24Kg/m2<br />
Hafif şişman:25-34,9Kg/m2<br />
Obez:35-39,9Kg/m2<br />
Morbid Obez:40-50kg/m2<br />
Süper obez:50 kg/m2’den fazla</p>
<p>Bel Çevresi Ölçümü ve Obezite Bel çevresi ölçümüne göre obezite değerlendirmesi aşırı kiloluk derecesini belirlemekten çok kiloya bağlı sağlık sorunu hastalığı gelişme olasılığını belirlemek için kullanılır. Aynı model bel/kalça oranı hesaplanması şeklinde de kullanılabilmektedir.Göbek deliği seviyesinde ölçülen bel çevresi kadınlarda ideal olarak 80 santimetre, erkeklerde ise 94 santimetre ve altında olmalıdır. Erkeklerde bu çevrenin 102 santimetreden, kadınlarda ise 88 santimetreden fazla olması durumunda kiloya bağlı sağlık sorunları gelişme olasılığı belirgin bir şekilde artmaktadır.</p>
<p>Amerika ve Avrupa’da obezite giderek yaygınlaşmaktadır ve bu maalesef ülkemizde de böyledir. Amerika Birleşik Devletlerinin verilerine göre bu ülkede yaşayan kadınların %25’i kilolu, %25’i ise obez kategorisindedir.Obezitenin artmasının en muhtemel nedeni insanların sedanter yaşam tarzı dediğimiz enerjinin fazla harcanmadığı bir yaşam tarzı benimsemesi, öte yandan muhtemelen zaman sorunu nedeniyle egzersiz yapmaya fazla zaman ayırmamasıdır. Sedanter yaşam tarzı “iki kat için bile asansör kullanmak”, “markete bile arabayla gitmek”, “faturalarımızı telefon veya internet kanalıyla ödemek”, “akşam yürüyüş yapmak yerine, muhtemelen buna uygun alan olmaması nedeniyle TV seyretmeyi tercih etmek” gibi farklı şekillerde açıklanabilir. Bunlar bizim fazladan aldığımız kalorileri harcamamamıza neden olan durumlardır.</p>
<p>Obezite sorununun yaygınlaşmasında diğer önemli bir etken de bizi günlük aldığımız kalori miktarının artmasına iten nedenlerdir. Yıllar öncesiyle günümüzü karşılaştırdığımızda “porsiyonların” ne kadar büyüdüğünü bariz olarak görebiliriz. 10-15 yıl öncesinde içecekler 200 mililitrelik şişelerde, “aile boyu içecekler” de 1 litrelik şişelerde satılırdı. Günümüzde ise bu boyda bir içecek artık bir insanın ihtiyacına bile zor cevap verir hale gelmiştir. Porsiyonlarının büyüklüğüyle ün yapmış Amerikan tarzı beslenmeyi giderek daha fazla adet edinen toplumumuzda çocuklarda bile şişmanlık oranı artmaktadır.<br />
Çalışmalar, kadınlarda erkeklere göre obezitenin daha fazla olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bu fark özelikle ileri yaşlarda daha da açılmaktadır. Bunun en muhtemel nedeni kadınların doğal olarak “bazal metabolizma hızlarının”, yani vücudun genel işlevlerinin sürmesi için gerekli en az en az enerji ihtiyacının daha düşük olmasıdır. Menopoz dönemine giren bir kadında yumurtlama sonrası dönemde artan kalori harcanımı da devre dışı kaldığından bu durum daha da belirginleşir.</p>
<p>Bazal Metabolizma, yani vücudumuzun “rölantide” çalışırken harcadığı enerji yaşla birlikte azalma eğilimindedir. Bilimsel veriler kadınlarda bu enerjinin 18 yaşından itibaren 10 yılda bir %2 azaldığını göstermektedir. Kadınlar bu düşüş nedeniyle günlük aldıkları besin maddeleri sabit kalsa bile her yıl yaklaşık 0.4 kilogram almaktadırlar. Egzersiz yapılarak günlük harcanan enerji miktarının artırılmasıyla bu durum bertaraf edilebilir. Bu nedenle “benim yaşım geçti, egzersiz neyime” anlayışını terk etmek, bunun yerine “yaşım ilerledikçe kilomu korumak için daha fazla egzersiz yapmalıyım” felsefesi benimsenmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/obezite.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metabolik Sendrom</title>
		<link>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/metabolik-sendrom.html</link>
		<comments>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/metabolik-sendrom.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 12:44:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[metablolk sendrom]]></category>
		<category><![CDATA[metablolk sendrom bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[metablolk sendrom tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[metablolk sendrom tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[özel hastane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dorahastanesi.com/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Metabolik Sendrom:İnsülin Direnci Sendromu ya da Sendrom X adlarıyla da bilinen Metabolik Sendrom, vücutta şeker ve insulin dengesindeki bir bozukluk sonucu kan yağlarında artış, bel çevresinin fazlalaşmasıyla ön planda olan kilo fazlalığı, tansiyon yüksekliği ve şeker dengesizliği başta olmak üzere aynı anda birçok organda çeşitli]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Metabolik Sendrom:</strong>İnsülin Direnci Sendromu ya da Sendrom X adlarıyla da bilinen Metabolik Sendrom, vücutta şeker ve insulin dengesindeki bir bozukluk sonucu kan yağlarında artış, bel çevresinin fazlalaşmasıyla ön planda olan kilo fazlalığı, tansiyon yüksekliği ve şeker dengesizliği başta olmak üzere aynı anda birçok organda çeşitli sorunlarla kendini gösteren, toplumda çok sık görülen ve sıklığı giderek artan bir hastalıktır.</p>
<p>Tüm dünyadaki verilere bakıldığında sıklığın yüzde 25-35 arasında değiştiğini söylemek mümkün. Toplumun hareketliliğine ve yeme biçimine göre oranlar değişebiliyor. Örnek vermek gerekirse Çin’de düşük, ama aynı Çinli Amerika’daki yaşam şartlarına uyduğunda oran birdenbire değişiyor. Aynı şekilde Okyanusya bölgesinde “Vahşi, medeniyetin girmediği” bölgelerde oran son derece düşük, ancak “Batı yardımı alan, medeni” bölgelerde oldukça yüksek. Özetle Metabolik Sendrom sıklığı yaşam stili ile çok yakın bir ilişki gösteriyor.</p>
<p>Türkiye metabolik sendrom araştırma grubunun (METSAR) yaptığı çalışmaya göre ülkemizde kentsel yerleşimlerde metabolik sendrom sıklığı ortalama % 33,82 dir. METSAR’ın verilerine göre Türkiye’de 20 yaş üstü nüfusun 1/3’ üne yakını metabolik sendromludur. Bu durum Avrupa ve ABD verileriyle paralel bir sonuç göstermektedir.<br />
Araştırmadaki diğer önemli bir sonuç ise kadın nüfusun erkek nüfusa oranla daha fazla risk altında bulunmasıydı. Türkiye geneli ortalaması metabolik sendroma yakalanma sıklığı oranı erkeklerde % 28,8 iken, kadınlarda % 41,1 olduğu saptanmıştır.</p>
<p>Çalışmada dikkati çeken sonuçlardan biri de, ilerleyen yaşla birlikte metabolik sendrom sıklığının artmasıdır. 20-29 yaş grubunda yüzde 10’lar civarında seyreden risk, 30-39 yaş grubuna gelince yüzde 30’lara çıkıyor. 40-49 yaş grubunda her iki kişiden biri Metabolik Sendrom tanımına uyuyor. Sonraki yaş gruplarında ise yüzde 60’lar civarında görülme oranı var. Yaş grupları tablosu ayrıntılı değerlendirildiğinde, kadınların erkeklere göre daha az risk altında olduğu yaşlar sadece 20-29 diliminde. Yıllar geçtikçe risk faktörü her üst yaş diliminde daha da belirginleşerek hep kadının aleyhine çalışıyor. Bu sonuçlar kadınların yaşam stillerini çok ciddi bir şekilde gözden geçirmeleri gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Son olarak 2005 yılının Nisan ayında Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından Berlin’de düzenlenen “1. Uluslararası Metabolik Sendrom Kongresinde”, Metabolik Sendrom tanı kriterlerine son şekli verildi. Buna göre;<br />
Bel çevresinin erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm’den fazla bulunmasına ek olarak aşağıda belirtilen 4 faktörden ikisinin varlığı tanı koymak için yeterli kabul edildi.Trigliserid düzeyinin 150 mg/dl’dan fazla oluşu veya bunu sağlamak için bir ilaç kullanılıyor olması…</p>
<p>HDL-Kolesterol düzeyinin erkeklerde &lt; 40 mg/dL, kadınlarda &lt; 50 mg/dL oluşu veya bunu sağlamak için bir ilaç kullanılıyor olması Büyük tansiyonun 130 mmHg veya küçük tansiyonun 80 mmHg düzeyine eşit veya üzerinde olmaları veya daha önce hipertansiyon tanısı konulup ilaç kullanılıyor olması Açlık kan şekerinin 100 mg/dl üzerinde bulunması veya daha önce tip 2 diyabet tanısı konulmuş olması…</p>
<p>Yeni tanı kriterlerinde en çarpıcı değişiklik bel çevresi için daha önce erkeklerde belirtilen 102, kadınlarda 88 cm rakamlarının değişmesidir. Bel çevresinin varlığı toplumdan topluma farklılık gösterir. Bir Çinli ile İsveçlinin fiziki yapısı aynı olamaz. O nedenle her toplum için bel çevresi belirlenip, kriterler ona uygunluk gösterecek şekilde düzenlenmelidir. Ülkemizde bu konuda yapılmış kabul edilebilir bir çalışma olmayıp, Avrupa için belirlenmiş, yukarıda belirlenen rakamlar kabul edilmektedir.</p>
<p>Genetik eğilimi olan kişiler metabolik sendrom gelişimine karşı daha fazla yatkındırlar. Eğer kişinin ailesinde kilo fazlalığı, tansiyon yüksekliği, kan yağlarında dengesizlik gibi sorunlar var ve çevresel faktörler de eklendiyse Metabolik Sendrom gelişmesi kaçınılmazdır. Burada mutlaka vurgulanması gereken, sendromun ortaya çıkmasını belirleyen en önemli faktörün çevresel faktörler olduğudur. Çevresel faktörler denildiğinde iki kavram akla gelir:</p>
<p>1. Harcanabileceğinden çok daha fazla kalorijenik ve vücut yapısına uygun olmayan gıda alımı<br />
2. Egzersiz yokluğu veya yetersizliği.<br />
Bu iki faktör bir araya geldiğinde, genetik uygunluk yoksa bile Metabolik Sendrom oluşabilir. Başka bir açıdan bakıldığında, genetik açıdan riskli bir kişi düzenli egzersiz yapıyor ve sağlıklı besleniyorsa Metabolik Sendrom gelişmeyebilir.Metabolik Sendromun en etkili tedavisi önlemektir. Bir hastalığın maddi-manevi en ucuz, başarılı ve etkin tedavisinin onun oluşmasını engellemek olduğunun en iyi örneklerinden biri Metabolik Sendrom Önleme Çalışmalarıdır. Henüz hiçbir hastalık belirtisinin ortaya çıkmadığı riskli kişiler en erken evre Metabolik Sendromu olan kişiler olarak kabul edilmelidir. Bu dönemde yapılan ayrıntılı laboratuar tetkikleri insuline karşı vücutta direnç olduğunu gösterir.</p>
<p>Bu evrede yapılacak işlem egzersiz, yaşam stilini düzeltme ve tıbbi beslenme tedavisidir. Egzersiz söz konusu olduğunda ayrıntılı- karışık programlar yapmak zor, pahalı ve bir zaman sonra terk edilecek yaklaşımlardır. Günde 30-45 dakika ara vermeksizin devam eden yürüyüşler tüm gereksinimi karşılayacak kadar yeterlidir. İlerleyen evrelerde basit laboratuar tetkiklerinde düzensizlik, hafif tansiyon ve kan şekeri düzensizliği belirdikçe, bu tedbirlere ek olarak ilaçların kullanımı düşünülebilir. Daha geç evreler organ sorunlarının başladığı, özellikle kalp-damar hastalıklarının, şeker hastalığının yaşamı tehdit eden boyutlara ulaştığı dönemlerdir. Su safhaya gelindiğinde yalnızca yaşam stil değişikliği yetersiz kalacaktır.</p>
<p>O nedenle kan yağlarının düşürülmesi, şeker düzeyinin ayarlanması, tansiyonun düzenlenmesi gibi ilaçla yapılan tedaviler devreye girecek, bazen bunlar da yetersiz olup anjioplasti, stent, by-pass gibi girişimlerin de uygulanması gerekebilecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/metabolik-sendrom.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lipid Metabolizması Bozuklukları</title>
		<link>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/lipid-metabolizmasi-bozukluklari.html</link>
		<comments>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/lipid-metabolizmasi-bozukluklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 11:39:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[lipid bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[özel hastane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dorahastanesi.com/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[Kolesterol, normalde her insanın kanında bulunan ve hücre zarları ile bazı hormonların yapımında kullanılan bir maddedir. Büyüme ve gelişmeyi sağlar. Kolesterol büyük oranda vücutta üretilir, az bir kısmı ise dışarıdan besinler yolu ile alınır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kolesterol, normalde her insanın kanında bulunan ve hücre zarları ile bazı hormonların yapımında kullanılan bir maddedir. Büyüme ve gelişmeyi sağlar. Kolesterol büyük oranda vücutta üretilir, az bir kısmı ise dışarıdan besinler yolu ile alınır. Kolesterol tüm hayvansal besin ve yağlarda (et, süt, tereyağı vb.) bulunurken, bitkisel besin ve bitkisel yağlarda (meyve, sebze, tahıl vb.) bulunmaz.</p>
<p><strong>Kötü kolesterol: LDL</strong><br />
Kolesterolün bir parçası olan LDL kolesterol, kanda kolesterolü taşıyan esas maddedir. LDL kolesterol oranının yüksek olması tehlikelidir, kalp-damar hastalıklarına yakalanmayı artırır ve bu hastalıkların ilerlemesini hızlandırır. LDL kolesterol damarların içyüzüne yapışarak plak denilen yapılar oluşturur ve bunlar da ilerleyerek damarlarda darlık ve tıkanıklıklara neden olur. Bu olaylar ise, kalpte miyokart infarktüsüne (kalp krizi), beyinde ise felce yol açar. Son yapılan çalışmalar açıkça göstermiştir ki LDL kolesterol yüksekliği kalp damar hastalığının en büyük nedenlerinden biridir. Bundan dolayı günümüzde kolesterol yüksekliğinin tedavisinde esas hedef, LDL kolesterolün düşürülmesidir.</p>
<p><strong>İyi kolesterol: HDL</strong><br />
HDL kolesterol LDL kolesterolü taşıyarak damar duvarından uzaklaştırır. HDL kolesterolün yüksek olmasının kalp-damar hastalıklarından koruyucu rolü vardır. Sigara, HDL kolesterol oranını azaltırken, egzersiz ve spor artırmaktadır.<br />
LDL (kötü) kolesterol, damar duvarlarında damar sertliğinin bulgusu olan &#8220;plak&#8221; denilen yapıları oluşturmaya çalışırken, HDL (iyi) kolesterol ise tam tersine bunları damar duvarından uzaklaştırmaya çalışır.<br />
Biliyoruz ki besinlerle alınan yağlar, kan yağlarını yakından etkilemektedir. Besinlerle alınan yağlar 3 çeşittir:</p>
<p>1. Doymuş yağ: tereyağı, hindistancevizi yağı, hayvan eti yağları (koyun, kuzu, sığır, domuz eti, ördek vs), yağlı sütten yapılmış süt ürünlerinde,<br />
2. Çoklu doymamış yağ: ayçiçeği ve mısırözü yağı gibi sıvı yağlarda,<br />
3. Tekli doymamış yağ: zeytinyağı, fındık, ceviz, avokado&#8217;da bulunur.</p>
<p>Çoklu doymamış ve tekli doymamış yağların kalp damar sağlığını koruyucu etkileri vardır. Doymamış yağlar HDL (iyi) kolesterol düzeylerini yükseltirler, LDL kolesterolü ve trigliseridleri ise düşürürler. Bunların içinde LDL kolesterolü yükselten yağlar doymuş yağlardır. Doymuş yağlar oda ısısında katı durumdadır.</p>
<p><strong>Margarinler: </strong>Doymamış yağların hidrojenizasyon işlemine tabi tutulmasıyla katı nebati yağlar (margarinler) elde edilir (trans fat). Bu yağlar fast food, patates cipsi ve hazır dondurulmuş gıdalarda bolca kullanılır. Bu yağlar da oda ısısında katıdır ve kalp damar sağlığı açısından son derece zararlıdır, kötü kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltirler.<br />
Sonuç itibarıyla katı yağların her türlüsünden uzak durmamız gerekiyor. Günlük toplam kalorinin en fazla %30&#8242;u yağlardan alınmalıdır. Bu miktar erkekler için günde 55-70 gr, kadınlar için 50-60 gr demektir.</p>
<p>TrigliseridVücudun enerji depolarını oluşturur. Yağın doğada bulunduğu şekildir. Tıpkı kolesterol gibi bir kısmı vücutta yapılır. Bir kısmı ise besinlerle alınır. Kolesterol kadar olmamakla birlikte kandaki oranının yüksek oluşu, kalp hastalığı riskini artırmaktadır.</p>
<p><strong>TOTAL KOLESTEROL</strong><br />
( mg / dl ) LDL &#8211; kolestrol<br />
( mg / dl ) TRİGLİSERİD<br />
( mg / dl )</p>
<p>OPTİMAL  100 den küçük<br />
NORMAL 200 den küçük 100 &#8211; 129 150 den küçük<br />
SINIRDA YÜKSEK 200 &#8211; 239 130 -159 150 &#8211; 199<br />
YÜKSEK 240 veya üstü 160 &#8211; 189 200 &#8211; 500<br />
ÇOK YÜKSEK  190 veya üstü 500 den büyük</p>
<p>HDL-kolesterol değeri 40 mg/dl’den az ise düşük, 60 mg/dl ve üzerinde ise yüksek değer kabul edilir.<br />
LDL kolesterol düzeyleri nasıl olmalı?<br />
Arzu edilen LDL kolesterol düzeyleri kişinin mevcut durumuna göre değişir. Kalp damar hastalıkları yönünden ciddi risk faktörlerinin olup olmaması, varsa bu risk faktörlerinin sayısı, arzulanan LDL kolesterol düzeylerini değiştirmektedir:<br />
Arzu edilen LDL kolesterol düzeylerini etkileyen risk faktörleri<br />
• Sigara<br />
• Hipertansiyon veya hipertansiyon için tedavi alma<br />
• Düşük (&lt;40 mg/dl) HDL kolesterol düzeyi<br />
• Ailede erken yaşta kalp damar hastalığı olması (birinci derecede erkek akrabalarda 55, birinci derecede kadın akrabalarda 65 yaş altında)<br />
• Yaş (erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş üstünde olma)<br />
Risk faktörlerinin varlığına göre hedeflenen LDL kolesterol düzeyleri</p>
<p>RİSK SINIFI                                                                                                                                       Hedef LDL kolesterol<br />
KALP DAMARLARINDA VE DİĞER DAMARLARINDA HASTALIK VAR                                   100 mg / dl den düşük olmalı<br />
2 VEYA DAHA FAZLA RİSK FAKTÖRÜ OLANLAR                                                                      130 mg / dl den düşük olmalı<br />
HİÇ RİSK FAKTÖRÜ YOK VEYA 1 RİSK FAKTÖRÜ VAR                                                           160 mg / dl den düşük olmalı</p>
<p>Kolesterol düzeyleri 20 yaşından itibaren orta yaşlara kadar her 5 yılda bir ölçülmelidir. Genellikle üst sınır olarak 200, alt sınır olarak 160 normal kabul edilir.<br />
Eğer kolesterol düzeyiniz 240 ve daha yukarı seviyelerde ise ve diğer risk faktörlerine sahipseniz (örneğin sigara içiyorsanız veya geçmişinizde bir kalp hastalığı hikayeniz varsa) endişelenmeye başlamalısınız. Ancak bu endişenin paniğe dönüşmesine gerek yoktur. Çünkü ılımlı egzersizler ve diyetinizde yapacağınız kısıtlamalarla kısa bir süre içinde kolesterol düzeylerinizde % 15 lik bir gerileme olabilir.</p>
<p>Doktorunuzun düzenleyeceği tedaviler ile bu oran dahada artabilir.Şunu sakın unutmayın: Kolesterolunuzdeki her %1 lik düşüş kalp krizi riskinizi % 2 azaltacaktır.Kolesterol yüksekliği sadece orta yaşlarda ve boğazına düşkünlerde görülmez. Fakir ve yağ oranı yüksek besinleri alan genç ve çocuklarda da belirtileri hemen görülmese bile damarlarda kolesterol birikimi başlayabilir.Kan kolesterol düzeyini yükselten bazı nedenler</p>
<p>Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar.Bazı kişiler Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.</p>
<p>Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir.Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyuküsü varsa<br />
koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.</p>
<p>Yağlı Yiyecekler: Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.</p>
<p>Hareketsiz yaşam tarzı: Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.</p>
<p>Aşırı Kilo: Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.</p>
<p>Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.</p>
<p>Aşırı Alkol Tüketimi: Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün(özellikle günde bir-iki bardak kırmızı şarabın) yararı,aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.</p>
<p>Yaşlanma: Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.</p>
<p>Cinsiyet: Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.<br />
Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.<br />
Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.</p>
<p>Uzun Süreli Hastalıklar: Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm&#8217;in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon): Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir.Kontrollere önem vermek gereklidir.</p>
<p>Stres: Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar<br />
Kolesterol yüksekliklerinde tedaviDiyetle ve/veya ilaçlarla, kolesterol düzeyi (esas itibarıyla LDL kolesterol) düşürüldüğünde kalp hastalığı bulunanlarda yaşam süresinin uzadığı, kalp hastalığı bulunmayanlarda ise hastalığa yakalanma riskinin azaldığı kesin olarak kanıtlanmıştır.</p>
<p>Tedavide birinci basamak diyettir. Diyetin özü, kolesterolden zengin gıdalardan yani hayvansal yağlar dahil olmak üzere her türlü katı yağlardan uzak durmaktır. Ek olarak fazla kilonuz da varsa her türlü ekmek-tahıl türü yiyeceklerden de uzak durmalıyız. Bitkisel yağlar (zeytinyağı, ayçiçeği yağı, pamuk, mısır, fındık, soya vs) kolesterol içermediklerinden kullanılabilir.<br />
Tek başına diyet ile kan yağları her zaman istenilen düzeye indirilemez. Bu durumlarda doktorunuz gerekirse diyete ek olarak ilaç tedavisi uygulayacaktır. İlaç tedavisinin süresini doktorunuz belirleyecektir. Bu süre genelde oldukça uzun belki de yaşam boyu olabilir. Kolesterol yüksekliğinde ilaç kullanımı Kolesterol yüksekliğinde ilaç kullanımına doktorunuz karar verecektir.</p>
<p>Kan yağlarının yüksekliğinde ilaç tedavisi<br />
Kolesterol yüksekliğinin ilaçla tedavisinde en çok kullanılan ilaçlar statinlerdir (atorvastatin, simvastatin, pravastatin vs). Statinler kolesterolün karaciğerdeki fazla yapımını azaltarak yüksek seviyeleri normale indirirler. Statinler büyük çalışmalarla binlerce insan üzerinde kullanılmış ve yararlılığı kanıtlanmış ilaçlardır. Bu ilaçlar damar hastalığı olanlarda, darlıkların probleme n2eden olma olasılığını azaltmakta, hatta darlıkların gerilemesini bile sağlayabilmektedir. Damar hastalığı olmayanlarda ise damarlarda hastalık gelişmesini önlemektedir.</p>
<p>Görüldüğü gibi damar sağlığı açısından son derece yararlı olan bu ilaçlar hakkında özellikle nadir görülebilen bazı yan etkilerinden dolayı oldukça yanlış düşünceler bulunmaktadır. Her ilaçta olduğu gibi bu ilaçların da bazı yan etkileri bulunmaktadır. Bunlardan en çok bilineni kaslar ve karaciğer üzerine olan yan etkilerdir. Oldukça nadir (%0.08) görülen kaslar üzerine olan yan etkileri, çoğunlukla yüksek dozlarda ve yağları düşürücü birden fazla ilaç kullanıldığı zaman olabilmektedir. Karaciğer üzerine olan yan etkiler ise karaciğer enzimlerinin yükselmesi şeklindedir, %0.5-%2 oranında görülür ve çoğunlukla dozla ilgilidir.</p>
<p>Böyle bir şey olması ise karaciğer hasarını göstermez. Bu yan etkinin olması da çoğunlukla ilacın kesilmesini gerektirmez, doz azaltılır veya başka bir statin verilirse sorun çoğunlukla çözümlenir.Doktorunuzun sizi belli zamanlarda kontrollere çağırmasının nedenlerinden biri de bu tür yan etkilerin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak ve böyle bir şey varsa gereken önlemleri almaktır. Aslında bu ilaçların karaciğer yağlanmasına bağlı enzim yükselmelerini bile normale indirebildiği bilinmektedir. Unutulmamalıdır ki hiç yan etkisi olmayan ideal bir ilaç henüz yoktur. Önemli olan ilacın sağlayacağı yararın, oluşturabileceği bir takım yan etkilerinin çok çok üzerine olmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/lipid-metabolizmasi-bozukluklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enfeksiyon Tedavisi</title>
		<link>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/enfeksiyon-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/enfeksiyon-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 16:33:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[iç hastalıkları doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[özel hastane]]></category>
		<category><![CDATA[özel hastaneler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dorahastanesi.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[İnfeksiyon:İnfeksiyon hastalıkları, eski adıyla intaniye, mikroorganizmaların neden olduğu hastalıkların tanı ve tedavisi ile uğraşan uzmanlık alanıdır. Tüm dünya ülkelerinde infeksiyon hastalıkları en sık görülen hastalıklardır. İnfeksiyon hastalıkları tedavileri mümkün olan hastalıklardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnfeksiyon:İnfeksiyon hastalıkları, eski adıyla intaniye, mikroorganizmaların neden olduğu hastalıkların tanı ve tedavisi ile uğraşan uzmanlık alanıdır. Tüm dünya ülkelerinde infeksiyon hastalıkları en sık görülen hastalıklardır. İnfeksiyon hastalıkları tedavileri mümkün olan hastalıklardır.</p>
<p>Çok büyük bir kısmı uygun tedavi verilerek tam şifa ile sonlanırlar. Departmanın tanı kısmını oluşturan klinik<br />
mikrobiyoloji laboratuvarında hastalık etkeni mikroorganizmaların tespitine yönelik testler yapılmaktadır. Bakteriyoloji<br />
(bakteri bilimi), viroloji (virus bilimi), mikoloji (mantar bilimi), parazitoloji (parazit bilimi) ve seroloji<br />
(kanda mikroorganizmalara karşı oluşan antikorları araştıran bilim) klinik mikrobiyoloji laboratuvarının alt birimlerini<br />
oluşturmaktadı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/enfeksiyon-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Endokrinoloji</title>
		<link>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/endokrinoloji.html</link>
		<comments>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/endokrinoloji.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 16:22:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[dahiliye]]></category>
		<category><![CDATA[dahiliye doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[dahiliye hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[dahiliye uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[iç hastalıkları tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[iç hastalıkları uzmanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dorahastanesi.com/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[EndokrinolojiTıp ilminde bir bilim dalıdır. Endokrin sistemini; yani iç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini araştırır, inceler.Endokrinoloji ile ilgili iç salgı bezleri hastalıklarına örnekler:Hipofiz bezi hastalıkları, Tiroid bezi hastalıkları, Böbreküstü bezlerinin hastalıkları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>EndokrinolojiTıp ilminde bir bilim dalıdır. Endokrin sistemini; yani iç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini araştırır, inceler.</p>
<p>Endokrinoloji ile ilgili iç salgı bezleri hastalıklarına örnekler:Hipofiz bezi hastalıkları, Tiroid bezi hastalıkları, Böbreküstü bezlerinin hastalıkları, insülin hormonuyla ilgili  hastalıklar… ve daha birçok hormonal düzensizlikler ve hastalıklar.</p>
<p>Endokrin sistemi İç salgı bezlerinin salgıladıkları hormonları bütün vücuttaki hücrelere ulaştırmak için çalışan sistemdir. iç salgı bezlerine örnekler: Hipofiz, tiroit, paratiroit, epifiz, böbreküstü bezleri, vb.Organizmada bir çok aktivitenin koordinasyonunu ve düzenini sağlayan iki sistem vardır: Sinir sistemi ve Endokrin(hormonal) sistem.</p>
<p>Sinir sisteminde düzenleyici görev hızlı ve ani etkilerle oluyorken endokrin sitemde daha yavaştır; etkileri daha uzun  vadede görülür. Çünkü endokrin sistemde bilgiler önce iç salgı bezlerinden kana (hormon olarak) verilir, kan ise gerekli dokulara taşır götürür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/endokrinoloji.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Astım Tedavisi</title>
		<link>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/astim-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/astim-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 15:17:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[astım nedir]]></category>
		<category><![CDATA[astım tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[astım tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[iç hastalıkları uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[özel hastane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dorahastanesi.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Astım Nedir.Astım, solunum yollarının süregelen bir iltihap sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zamanzaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.Astımın kesin sebebi belli değildir. Genel kabul gören görüşe göre, doğuştan soluk boruları duyarlı bireylerde çevresel koşulların etkisi ile astım oluşmaktadır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Astım Nedir.</strong>Astım, solunum yollarının süregelen bir iltihap sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zamanzaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.Astımın kesin sebebi belli değildir. Genel kabul gören görüşe göre, doğuştan soluk boruları duyarlı bireylerde çevresel koşulların etkisi ile astım oluşmaktadır.</p>
<p>Astımın tipik karakteristiği bronşların mukoza ödemiyle daralmasından ötürü olan episodik dispnedir (nefes darlığı). Bu durum, polijenik bir kalıtım biçiminde genetik kökenli olabilir; fakat enfeksiyon, alerji ve emosyonel faktörler de rol oynayabilir. Psikolojik mekanizmaların rol oynaması için bronşiyal aşırı duyarlığa somatik bir yatkınlık bulunması gerekir.</p>
<p>Astımlılarda belirli birtakım kişilik özelliklerine rastlanmasına rağmen, bu hastalıkla birlikte görülen spesifik bir kişilik tipi yoktur; anksiyetenin yol açtığı bazı astım nöbetlerinin nedeni bir şartlı refleksle açıklanabilir. Kesin alerji vakası gösteren bazı hastalarda bulunan yüksek bir immunglobulin (IgE)seviyesi, alerjinin oynadığı rolü açığa çıkarmıştır. Bu gibi hastaların yeni bulunan immunosüpressif ilaçlarla tedavileri yararlı olabilir. Kortikosteroid\&#8217;ler de tedavide yararlıdırlar, fakat uzun süre ve yüksek dozda kullanılırsa bazı yan etkileri olabilir. Eğer astım nöbetlerinde şartlı anksiete belirgin bir rol oynuyorsa, hayal gücünde sistematik desensitizasyon yöntemi uygulanabilir.</p>
<p>Eğer hipersensitivite dolayısıyla hava yolunun reversibl tıkanmasına yol açan birçokstimüle edici faktörlerin astıma neden olduğu düşünülüyorsa, önce mümkün olduğu kadar açık bir biçimde bu fiziksel ve psikolojik nedenlerin tablosunu çizmek ve bunlardan herbirini tedavi ederken hastayı sürekli kontrol altında tutmak gerekir. Astım sıklıkla bir alerjiye bağlı olmakla beraber (%60-80) alerji olmadan da astım olabilir.. Doğuştan ve çevre faktörlerinden de gelebilir. Eğer derhâl doktora başvurulmazsa(belirtiler nüksettiği anda)ölümcül sonuçlara yol açabilir. Astım Belirtileri Hastalarda zaman zaman hırıltı, nefes darlığı ve öksürük olur. Bazı durumlar astım belirtilerinin çok artmasına sebep olur.</p>
<p>Bunlar: mikrobik hastalıklar, soğuk hava, kirli hava, sigara dumanı, alerji yapıcı maddeler (allerjenler), egzersiz ve psikolojik bozukluklardır.Astımda belirtilerin aniden ortaya çıkmasına astım atağı veya astım krizi adı verilir. Bu durumda hastalarda ağır bir nefesdarlığı olur. Astımı belirtilerin şiddetine göre hafif aralıklı, hafif süregen, orta süregen ve ağır süregen olarak sınıflamak mümkündür. Astımın tanısında muayene bulgularının yanısıra, kanda IgE\&#8217; nin ve eozinofil adı verilen akyuvarın sayısının yüksek bulunması, solunum testlerinde soluk borusunda daralma olduğunun gösterilmesi ve deri testleri ile hastaların neye karşı alerjisi olduğunun gösterilmesinin çok büyük bir rolü vardır. ayrıca sert nefesler gözükür .</p>
<p>Astım Tedavisi Tedavide kullanılan ilaçlar iki gruba ayrılır. Birinci grup ilaçlara rahatlatıcı ilaçlar adı verilir (salbutamol, terbutalin gibi). İkinci grup ilaçlar astımdaki temel sorun olan hava yolundaki iltihabın azaltılmasına yöneliktir. Bunlar da solunum yoluyla alınan kortikosteroidler, kromolin sodyum, nedokromil sodyum, teofilin ve lökotrien reseptör antagonistleridir. Alerjik astımlı hastaların bir kısmında ilaç tedavisi ve korunma yöntemleri etkili olmamakta ve aşı tedavisi (immünoterapi) gerekli olmaktadır. Astım, özellikle çocuklarda hafif bir tablo gösterirse belirtiler (%50-%60) tamamen kaybolabilir. Ancak yetişkin astımlıların belirtileri çoğu kez ömür boyu kalıcıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dorahastanesi.com/ic-hastaliklari/astim-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
